Bugun...

Sokak

 Tarih: 20-11-2017 00:09:00
Mustafa Işık

İşlek, oldukça kalabalık bir sokak burası. Bir yerlere yetişmeye çalışan yüzlerce insanla dolu dar bir sokak. Koşuşturmaların ortasında sıkıştırılmış bir nesne gibiydi,  ellerindeki kocaman valizlerle yalpalana yalpalana yol almanın gayretindeki hamalın terli nefesi. Hemen arkasında adeta hamalın nefesiyle soluklanan olgun görünümlü, şık kıyafetiyle, cavcavlı kravatıyla Bey. Arada bir ağzını açar, kendisinde zor duyacağı birkaç kelam ederdi.

Derdi, kalkmak üzere olan arabaya yetişmektir. Bir yerlerde birileri hep onu beklemektedir. 

 

Ortalık, sevdiklerini uğurlama telaşındaki insanların hüzünlü söyleşmeleri, ağlaşmaları; kulaklara küpe olacak tembih sözleri…dokuz numaralı peron.. İşte geldik, efendim… Tamam, yavrum, şuraya bırakırsın valizleri… Aman ha yavaş ol, kırılacaklar var yavrum… alsana üç lira.. ama..efendim şeyy.. beşş…  Haydi, haydi, uzatma yavrum, şunun şurasında birkaç adımlık yoldu…  

 

Bey valizleri otobüse yükletir. Daha önceden bileti almanın rahatlığıyla otobüsün ön tarafına doğru ilerler. Kalabalığa yönelir, aşina bir sima arar gözleri. Gayriihtiyari sele irkildi. Sağa doğru baktı, kendisine yaklaşan simanın hayal meyal aşinalığı. Zoraki bir gülümsemeyle ona doğru adım atar… Hey gidi günler, yıllar öncesinden bir tanıdık. 

 

Hamal, otogar boyunca sağa sola bakarak yürümeye devam eder… Başka bir yük daha bulsa hem kravatlının verdiği eksiği kapatır belki hem de birkaç kuruş daha fazla kazanmanın hesabındadır. Bu hengâmenin içinde suskunluğa boğulacak gibidir.  

 

Muavinin sesi, hareket saatinin geldiğini haber veriyor. Yolcuları yerlerine geçme telaşı alıyor. Hayaller, hatıralar, kırgınlıklar, gözyaşları… Zaten dünya da bir tiyatro sahnesi değil mi ki. Değişen roller olsa da sahnede hep aynı oyun var.  

 

Gölgeler ve ruhlar… İnsana huzur veren vakitler vardır. Zamanla gürleşen fısıltılar, unutulan yalnızlıklar vardır. Çokluğa dönüşen tek başınalıklar… Başarmak için denemek gerek elbette.  Ama sonuç hep hüsran mı?  

 

İyi bir karar vermiş gibi kendi kendine gülümsedi hamal. Güneş, altın sarısı ışıklarını toplamış, kızıllığının mekânı ufka doğru yol alıyordu.  Hava tatlı bir esinti hesabındaydı. Şehir, kendini hüznün kucağına bırakmanın hazırlığındaydı. Hamal da işini bitirmiş eve doğru gidecekken yönünü değiştirip arada bir yaptığı gibi göl kıyısına gidiyordu. Gittikçe artan sıkıntılarını, huzursuzluklarını dertleşeceği ortağıydı su. Bilirdi o, umudun bir gün tazeleneceğini; sır perdesinin elbet bir gün aralanacağını ve karanlığın aydınlığa dönüşeceğini… 

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI