Bugun...

Adı Aşk’tır Âlemde Var Olanın

 Tarih: 31-12-2017 09:07:00
Mustafa Işık

İnsanın insana duyduğu sevgi, tutku demek olan aşk; insanoğlunun yaratışının sebebidir ve insanın yaşamını anlamlı kılan en anlamlı duygudur.

Sevgi, varlığın haz veren bir nesneye karşı meylidir. Aşk ise bu meylin pekişip güçlenmesi ve onun uğruna her şeyi feda edecek dereceye varması halidir. Sevgi, insanlarda yaratılıştan itibaren vardır ve onları Allah'a ulaştıran en kıymetli hissiyattır. Kalpte bulunan muhabbet tohumu, bir şekilde ve bir sebeple meydana çıkar ve gerçek anlamıyla ifadesini bulmak için arayışa girişir. 

 

Aşk konusunu tarih boyunca birçok sanatçı, bilim adamı, düşünür eserlerinde işlemişlerdir. Kendilerine özgü anlatım diliyle şiir, müzik, tiyatro, dans, resim, heykel gibi sanat alanlarında aşk konusunda ölümsüz eserler verilmiştir. Bu eğilimler, beşeri aşktan ilahi aşk kavramına kadar değişik boyutlarla ifade imkânı bulmuştur.  

 

 

"Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, 
Muhammed ’siz muhabbetten ne hâsıl… "

 
 

Yüce Rabbimiz kâinatı, iki cihan güneşi Efendimiz ’in muhabbetinin hatırına yaratmıştır. "Sen olmasaydın, ey Habibim, felekleri (kâinatı) yaratmazdım" kudsî hadisi, her şeyin Efendimiz ‘in hakikat nuruna istinaden yaratıldığının göstergesidir. Bunun içindir ki Müslümanların muhabbet derecesi,  Yüce Allah ve Peygamber Efendimize olan muhabbetimiz nispetinde olmalıdır ve Müslümanlar, Allah ve Resulüne olan muhabbeti bütün fâni muhabbetlerin üstünde tutmalıdır. 

Nitekim Fuzuli’nin şu beyti de buna en güzel ifadedir: 

 

"Masivaya meyleden âşık Huda’dan dûr olur, 
Defter-i uşşakta onun namı nâ-malûm olur "

 

(Allah'tan gayrısına gönül veren âşık O'ndan uzaklaşır 

Âşıkların defterinde onun ismi yoktur.) 

 
Aşk, insanoğlu var olduğu sürece her zaman yaşamı anlamlı kılan duygular arasında en ön sırada yerini almıştır. Birçok düşünür varlığın sebebini aşk olarak görmüş, “sebep sonuçtan daima öncedir” ilkesine göre de aşkın, evrenin yaratılışından da önce olduğunu ileri sürmüşlerdir. Geçmişin aynasından aşka dair yansıyan her sembol, kuşkusuz içinde bulunduğumuz ana büsbütün yabancı kalacaktır. 

 

“Aşk imiş her ne var âlemde, İlim bir kîl u kal imiş ancak.” 

diyen Fuzuli, aşka akıl ile varamayacağını bize izaha çalışmaktadır. Aşk, şiddetli sevginin adıdır. Tasavvuf dilinde, Allah'a muhabbet anlamında kullanılır. İnsan, aşkı ya mecazi kullanır, ya da hakiki. Mecazî aşk, geçici olana gönül bağlamaktır. Hakiki aşk ise, Allah'ı sevmektir. Bazen mecazî aşk, ilahi aşka sebep olur. 

 

Hangi türde ya da düzeyde olursa olsun, “aşk”, insanın kendisi ve başkasıyla olan ilişkisini içeren bir kavram olduğuna göre sanatın ve edebiyatın hep bu ilişkileri işliyor olmasına şaşmamak gerekir. Aşk ve muhabbet, katılaşmış ve donuklaşmış gönüllere canlılık verecek, neşe ve mutluluk kazandıracak çok önemli duygulardır.  

 

Aşk engin bir denizdir ki ne kenarı var ne de ucu bucağı, der Hazreti Mevlana. Aşk, perdeyi yırtmak ve sırları keşfetmektir. Vecd halidir, aşk, anda uzvu dahi kesilse duymamaktır. Tıpkı yaralanan Hazreti Ali’nin ancak namazda iken ayağındaki oku çıkarılmasındaki cezbedir. Aşk, sevdiğimi kişinin rızasını kazanmayı başkalarının hoşnutluğuna tercihtir. Aşk, kulübeyi altından saray gibi görmektir ve aşk, cennetin dilinden bize kalan kelimedir.  

Aşk meyli olmayan kanatsız bir kuştur, der Mevlana. Aşk, dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısını bir araya getiren kuvvettir. Mansur’a ”Aşk nedir?” diye sordular. “Sabredip bekleyin. Üç güne varmaz görürsünüz” der. Kolları-ayakları kesilir, uzuvları ‘aşk’ diye dile gelir. Yakılır, küllerinin her zerresi aşk ile ‘’Ene’l Hak’’ der. 

 

 Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı "sarmaşık" demektir. Bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar, hatta dışarı taşarsa; gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. Sarmaşığın özelliği, sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlamasıdır. Nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder. Dıştan görünen yalnızca aşktır ve aşık da çevresini görmez olur. Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki, dışarıda olup bitenleri ne duyar, ne görür; hatta duymak ve görmek de istemez. Dıştan bakanlar onun sarmaşığını görürler ama ağaç sarmaşıktan fırsat bulup çevresini göremez. Sarmaşık nasıl hızlıca büyüyüp ağacı kaplarsa, aşk da öyle hızlı gelişir ve âşık (Mecnun) daha sabahtan akşama varmadan aşk sarmaşığıyla sarılıp geceyi onun koynunda geçirir (Leylâ'nın hayaliyle sarılıp yatar. 

 


İslâmî literatürde aşk ilâhî ve beşerî olmak üzere başlıca iki anlamda kullanılmış, ilâhî aşka genellikle “hakiki aşk”, beşerî aşka da “mecazî” denilmiştir. İlâhî aşk geniş ölçüde tasavvufta, kısmen de İslâm felsefesinde işlenmiştir. Hem ilâhî hem de mecazî anlamda aşk edebiyatın ana temalarından birini oluşturmuş, bu kavram etrafında geniş bir aşk edebiyatı meydana gelmiştir.  

 

 Kur’an ve sahih hadislerde aşk kelimesi geçmez; “sevgi” çoğunlukla hub ve muhabbet kelimeleri ve bunların müştaklarıyla ifade edilir. Allah sevgisinden çok Allah korkusuna ağırlık veren ilk zahitler de aşktan söz etmemişlerdir. İlk defa II. (VIII.) yüzyılda Allah ile kul arasındaki sevgiyi anlatmak üzere nadiren de olsa aşk kelimesinin kullanılmaya başlandığını gösteren rivayetler vardır. Nitekim söylendiğine göre Hasan-ı Basri (ö. 110/728) Allah’ın, “Kulum bana, ben de ona âşık olurum” buyurduğunu belirtmiştir.  

 

 

          Onun için hangi şekil ve surette görünürse görünsün her çeşit sevginin ilk ve hakiki kaynağı ilâhî muhabbettir. Ruhanî sevgi, sevenin sevdiği her şeyi sadece sevgilisi için sevmesi ve sevgilisinin muradından başka hiçbir şey düşünmemesi, başka bir deyişle âşığın kendi iradesinden fâni olarak maşukun iradesiyle hareket etmesidir. Aşkın gayesi âşıkla maşukun zatları yönünden birleşmeleridir. Ortada Allah’ın güzelliğinden ve O’na duyulan sevgiden başka bir şey bulunmadığından Allah’tan başkasını sevmek esasen mümkün de değildir.  

 

 

 Mustafa IŞIK 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI