Van’da Gazeteci Olmak: Ateşten Gömleği Giymek
Van, bir yanıyla masmavi denizi ve eşsiz doğasıyla huzuru fısıldarken; diğer yanıyla coğrafyanın sertliği ve toplumsal dinamiklerin ağırlığıyla gazeteciyi her gün yeni bir sınavla karşı karşıya bırakır. Bu şehirde "gazeteciyim" demek, sadece bir mesleği icra etmek değil; aynı zamanda sorumluluğu ağır, yükü omuzları aşan bir hikayenin parçası olmaktır.
Peki, Van’da elinde fotoğraf makinesi, cebinde not defteriyle koşturan bir kalem emekçisi için hayat nasıl akar?
1. Coğrafyanın ve İklimin Sert Yüzü
Van’da gazeteciyseniz, doğa sizin hem dekorunuz hem de en büyük engelinizdir. Başkale’nin kar kütleleriyle kaplı yollarında bir çığ haberine gitmek ya da Bahçesaray’ın aylarca kapanan virajlarında bir hastanın hikayesini kovalamak, sadece meslek aşkıyla açıklanamaz. -20 derecelerde donan parmaklarınızla deklanşöre basmaya çalışırken, aslında o an sadece haber yapmaz; doğayla bir yaşam mücadelesi verirsiniz.
2. Ekonomik Darboğaz ve Yerel Medyanın Çıkmazı
Anadolu basınının genel sorunu olan ekonomik imkansızlıklar, Van’da çok daha derin hissediliyor. Kağıt maliyetleri, dijital dönüşümün getirdiği baskı ve ilan gelirlerinin yetersizliği, yerel gazeteleri hayatta kalma mücadelesine itiyor. Gazeteci, toplumsal bir sorunu dile getirmeye çalışırken bir yandan da "yarın bu gazete basılabilecek mi?" kaygısını taşıyor. Reklam verenlerin dar çevresi, bağımsız gazeteciliğin önündeki en büyük bariyerlerden biri olarak duruyor.
3. Bilgiye Erişimin "Uzun" Yolu
Yerel bürokrasi ile basın arasındaki o ince çizgi, Van’da bazen aşılması zor bir duvara dönüşebiliyor. Kamu kurumlarından bilgi almak, bir olayın perde arkasına ulaşmak çoğu zaman resmi bültenlerin soğuk satırları arasına sıkışıp kalıyor. Oysa gazeteci, bültenin ötesini, halkın merak ettiğini sormakla yükümlüdür. Bu dengeyi korumak, bazen "istenmeyen kişi" ilan edilme riskini de beraberinde getiriyor.
4. Toplumsal Hassasiyetler ve "Aman Tadımız Kaçmasın" Kültürü
Van, aşiret yapısının, geleneklerin ve yerel siyasetin güçlü olduğu bir kent. Burada yapılan bir haber, sadece bir gerçeği değil; bir aileyi, bir aşireti ya da bir siyasi grubu etkileyebiliyor. Gazeteci, doğruyu yazma sorumluluğu ile kentin sosyal dokusunu koruma refleksi arasında sık sık arafta kalıyor. Eleştirel bir yazı yazdığınızda, karşınıza çıkan ilk engel çoğu zaman hukuki değil, sosyal bir baskı olabiliyor.
Sonuç Olarak...
Tüm bu zorluklara rağmen Van’da gazetecilik yapmak; bu kentin sesi olmak, Van Gölü’nün kirliliğine dur demek, işsiz gencin feryadını duyurmak ve kadim kültürü geleceğe taşımak demektir. Vanlı gazeteci, kar altındaki bir kardelen gibidir; şartlar ne kadar ağır olursa olsun, o gün ışığına çıkmanın bir yolunu mutlaka bulur.
Çünkü biliyoruz ki; kalem susarsa, bir şehrin ruhu da sessizliğe gömülür.