Açlığın Ötesinde Bir Yolculuk: Nefsin Terbiyesi Ve Ruhun Yükselişi!
İnsanoğlu, modern dünyanın bitmek bilmeyen hırsları ve tüketim çılgınlığı arasında kendi özünü sık sık unutuyor. İşte her yıl kapımızı çalan Ramazan ayı ve bu ayın kalbi olan oruç, aslında bize basit bir açlık tecrübesi değil, derin bir "özgürleşme manifestosu" sunuyor.
Oruç, ilk bakışta sadece yeme ve içmeden uzak durmak gibi görünse de aslında çok daha derin bir anlam taşır.
Lügat anlamıyla oruç, yani savm; sadece bir şeyden el çekmek değil; terk etmek, uzak durmak, engellemek ve sakınmak demektir. Bu, sadece bedeni aç bırakmak değil; rûhu ve nefsi terbiye etmek, arzuları dizginlemek üzere tasarlanmış mânevî bir disiplindir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), bu gerçeği şu çarpıcı hadisiyle özetler:
"Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçtan nasîbi sadece açlık ve susuzluktur. Nice gece kalkıp namaz kılanlar vardır ki, nasîbi sadece uykusuzluktur." (İbn Mâce, Sıyâm, 21).
Bu söz, orucun dış kabuğundan öte, içsel bir dönüşüm gerektirdiğini vurgular. Zira kötülükler terk edilmedikçe, sadece fizyolojik bir ihtiyaç olan yeme içmeyi bırakıp aç kalmak, Allah katında beklenen gayeye hizmet etmez.
Kur'an-ı Kerim'de oruç, takvâ yolunda bir araç olarak sunulur. Bakara Sûresi'nin 183. âyetinde şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı ki, takvâya eresiniz."
Burada geçen takvâ kavramı; sadece korkmak değil, günahlardan sakınmak ve Allah'a karşı duyarlı bir bilinç geliştirmek anlamına gelir.
Oruç, bedeni terbiye ederek rûhu yükseltir; nefsin arzularını dizginleyerek insanı özgürleştirir. Gün boyu süren açlık ve susuzluk bize sabrı öğretir; ancak asıl sabır, dilimizi yalandan, gözümüzü haramdan, kalbimizi ise mânevî kinlerden uzak tutabilmektir.
Midenin Değil, Rûhun Disiplini
Pek çoğumuz orucu sadece mideye kilit vurmak sanıyoruz. Oysa oruç, nefsin bitmek bilmeyen isteklerine karşı geliştirilmiş bir "fren" mekanizmasıdır. İmam Gazâlî’nin ifade ettiği gibi: "Oruç, şeytanın araçlarını etkisiz hale getirmektir; çünkü şeytanın yolu şehvetlerden geçer ve bu şehvetler ancak yemek ve içmekle kuvvet bulur."
Nefsî arzuları dizginlemek, insanın kendi iradesi üzerindeki hâkimiyetini yeniden kazanmasıdır.
Gazâlî'ye göre gerçek oruç, insanı melekî sıfatlara yaklaştırır. Benzer şekilde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî'sinde orucu şöyle tasvir eder: "Oruç rûhun gıdasıdır; bedeni zayıflatır ama kalbi güçlendirir. O, nefsin zincirlerini kırar ve insanı özgür kılar."
Bu sözler; kötü huyları terk etme, dünyevî bağlardan uzaklaşma ve günahtan sakınma eylemini yüceltir.
Oruç ayrıca empati kurmayı sağlar, şükre vesîle olur ve en önemlisi mânevî boşlukları kapatır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Şeytan, âdemoğlunun damarlarında kan gibi dolaşır. Oruçla onun yollarını daraltın." buyurmuştur (Buhârî, Savm, 10).
Günümüzün hızlı tüketim çağında oruç, bize yavaşlamayı ve irademize sahip çıkmayı hatırlatır. Eğer oruç sadece aç kalmak olsaydı, her aç kalan canlı oruç tutmuş sayılırdı; oysa oruç, bilinçli bir vazgeçiştir.
Aç Kalmamıza Allah’ın İhtiyacı Yoktur
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu ibadetin ruhsuz bir fiziksel eyleme dönüşmemesi konusunda bizleri sarsıcı bir şekilde uyarır:
"Kim yalan konuşmayı ve yalanla iş yapmayı (kötülükleri) terk etmezse, Allah'ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına (aç kalmasına) ihtiyacı yoktur." (Buhârî)
Bu hadis-i şerif, orucun bir "vitrin" değil, bir "vicdan" meselesi olduğunu açıkça ortaya koyar. Gıybet eden bir dilin, harama bakan bir gözün veya kul hakkına el uzatan bir elin tuttuğu oruç, sahibine sadece yorgunluk bırakır. Gerçek oruç, bizi gerçek anlamda sakınmaya (takvâya) ulaştırmalıdır.
"Ben"den "Biz"e Bir Köprü
Oruç sadece bir ibadet değil, bir hayat dersidir. Peygamber Efendimiz’in buyurduğu üzere, oruç bizi dönüştürmelidir. Haramdan uzak durmak, nefsi engellemek ve rûhu terbiye etmek bu ibadetin özüdür. İftar sofrasına oturduğumuzda sadece susuzluğumuzu değil; aynı zamanda egolarımızı, öfkelerimizi ve bencilliğimizi de dindirmeliyiz.
Unutmayalım ki bedenin açlığı geçicidir, ancak rûhun terbiyesi ebedîdir. Oruç; bizi kendimize getiren, başkasının acısını hissettiren ve "ben" merkezli bir hayattan "biz" bilincine taşıyan eşsiz bir köprüdür. Bu köprüden geçerken mânevî yüklerimizi, yani günahlarımızı ve kötü huylarımızı geride bırakalım. Sadece midemizi değil, kalbimizi de günahlardan arındıralım. Mânevî kinden uzak durup haksızlıktan sakınalım ki; oruç bizi takvâya, yani gerçek kurtuluşa taşısın.
Hayırlı Ramazanlar diliyorum.
✓ Lütfen Paylaşarak Başkalarının da İstifade Etmesine Vesîle Olalım!
Halit Tuci
Din-bir-sen Van Şube Başkanı