Sağlıksız Beslenen Bir Gelecek Kapımızda

23 Oca 2026 - 23:14 YAYINLANMA

Gelecek Neslimiz: Çocuklarımız Sağlıklı Beslenebiliyor mu?

Türkiye’de yetersiz beslenme artık sadece bugünün değil, önümüzdeki yılların en ciddi toplumsal sorunlarından biri olmaya adaydır. Çünkü bugün yeterince ve sağlıklı beslenemeyen çocukların, yarın hangi sağlık, eğitim ve sosyal problemlerle karşımıza çıkacağını tahmin etmek zor değil. Önümüzdeki yıllarda sağlıksız beslenen çocuklarımızın sorunlarını daha yüksek sesle konuşacağız; keşke konuşmadan önce önlem alabilsek. Asgari ücretli, emekli ve düşük gelirli ailelerin (açlık sınırının altında olan kesim) durumları yaşam mücadelesi ortada.

Bu gerçeği en net biçimde ilkokullarda beslenme çantalarında, ortaokul ve ortaöğretimde ise harçlıkla beslenme adı altında görüyoruz. Gerçi buna harçlık denilebilir mi, o da ayrı bir tartışma konusu. İlkokul çağındaki çocukların beslenme çantaları, ailelerin ekonomik durumunun adeta aynası haline gelmiş durumda. Çantasında tam bir öğün olan çocukla, sadece kuru ekmek getiren ya da hiçbir şey getiremeyen çocuk aynı sınıfta, aynı sırada oturuyor. Bu durum yalnızca açlık değil; eşitsizlik, mahcubiyet ve özgüven kaybı demektir.

“Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” denir. Peki bugün çocuklarımızın vücudu gerçekten sağlam mı? Yeterince beslenmeyen bir çocuktan ders başarısı, dikkat, odaklanma ve sağlıklı bir ruh hali beklemek ne kadar gerçekçidir?

Ortaokul,lise ve üniversiteye gelindiğinde tablo değişmiyor, sadece şekil değiştiriyor. Bu kez beslenme çantası yerini sözde “harçlığa” bırakıyor. Ancak öğrencilerin büyük kısmı her gün aynı ikilemle karşı karşıya kalıyor:


Yol parasına mı versin, yoksa karnını mı doyursun?

Bir gazeteci olarak Van’da toplu taşıma araçlarını sıklıkla kullanıyorum. Akşam saatlerinde mavi halk otobüsleri ya da mor belediye otobüsleriyle eve dönerken, öğrencilerin halinden aç oldukları açıkça anlaşılıyor. Defalarca kan şekeri düşmüş, rengi solmuş, bayılmak üzere olan öğrencilerle karşılaştım. Bir keresinde baygınlık geçiren bir öğrenciyi, mavi halk otobüsü şoförü güzergâhını değiştirerek acil servisin kapısına kadar götürdü. Bu olaya tanıklık ettiğim için haberleştirdim; isteyenler internetten bulabilir.

Ne yazık ki bu yaşananlar sadece gördüklerimiz… Göremediklerimiz çok daha fazla.
Van’da ulaşım ücretleri öğrencilerin sırtındaki yükü daha da ağırlaştırıyor. Şehiriçi öğrenci bileti gidiş–geliş 36 TL, kampüs hatlarında 44 TL, Edremit TOKİ güzergâhında yine 44 TL. Şehre 30 kilometre ve üzeri mesafelerde bu rakamlar daha da yükseliyor.

Çarşıda bir simit yada bir çörek, bir bardak çay 30 TL. Van’da en yaygın “öğrenci yemeği” olarak bilinen tavuk döner dürüm ise 100 TL’den başlıyor. Bir öğrencinin günde en az 200 TL ihtiyacı doğuyor. Bu da harcarsa ayda 5.500–6.000 TL demek. Üstelik bu harcamalar sağlıklı beslenme için değil; sadece günü kurtarmak için yapılan tercihler.

Lokantalardaki sulu yemekler, et, kebap ve dönerler öğrenciler için çoğu zaman sadece camın arkasında kalan görüntülerden ibaret. Ama hiç yeğemediği denilemez. (Ayda bir baba ve annenin gelir durumu elverirse)

Van’da özel sektörde asgari ücretin altında çalışan kaç anne baba var, hepimiz çevremizde görüyoruz. Asgari ücret alsa bile tablo aynıdır. Bu gelirle evladını okutmak, yol parasını karşılamak, beslenmesini sağlamak ve dershaneye göndermek neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda.

Okullardaki beslenme meselesi; kaynak kitap temini, başarı sıralaması, madde kullanımı, şiddet ve güvenlik gibi pek çok başlıkla doğrudan bağlantılıdır. Ancak tüm bu sorunların temelinde beslenme yer alır. İlkokuldan üniversiteye kadar öğrencinin beslenme alışkanlığı, hafife alınacak bir konu değildir. Bu noktada devlet desteği kaçınılmazdır.

İmkânı olan aileler çocuklarının cebine, yoksul bir ailenin maaşını bile aşan harçlıklar koyabiliyor. Bu gençlerin bir kısmı soluğu kafelerde, eğlence mekânlarında alıyor. Buralarda zaman geçiren bir gelecek nesilden nasıl bir gelecek çıkacağını hepimiz az çok tahmin edebiliyoruz.

Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı’nın beslenme konusunda daha sistemli ve kapsayıcı bir adım atması gerekiyor. Yatılı okullar ve birçok özel okulda olduğu gibi; öğrenci sabah 08.00’de ders başı yapmalı, 12.00’de okulda sağlıklı bir öğlen yemeğini devlet eliyle yemeli, dersler 15.00–15.30 gibi sona ermelidir. Böyle bir sistem hem daha eşitlikçi, hem daha sağlıklı, hem de daha sürdürülebilir olacaktır. Eskiden okull yıllarımızda öğrencilere yerli  malı haftası ve benzeri günlerde  fındık, üzüm, ceviz,incir, süt ve meyve dağıtılırdı. Amaç; yerli malı üretiminin ve kullanımının bilinci  vurgulanırdı. Bunlar tekrar hayata geçirilebilinir.


Sonuç olarak;

Beslenme çantası boş, harçlığı yol parasına yetmeyen bir çocuktan güçlü bir gelecek inşa etmesini bekleyemeyiz. Bu mesele yardım değil, kamusal bir sorumluluktur. Çocuklarımızın sağlıklı beslenmesi, geleceğimizin teminatıdır.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: