Orhan Güleşçe
  06-02-2021 16:46:00

Sorumluluklarımız...

Hani her şeyi biliyoruz ya, hani gecenin oo2.oo sinde internetten bulduğumuz sözüm ona başkasına ait iki süslü kelimeyle insanları mutlu ettiğimizi veya onları aydınlattığımızı sanıyoruz ya, boş yere meşgul mü ediyoruz, yoksa söylediklerimize inanmadığımız kısır kelime ve dizelerle entelektüel olduğumuzu sanarak aslında bu kısır döngü içerisinde kendi kendimizi mi aldatıyoruz? Belki biri belki hepsi, ama genellikle kendimizde olmayan özelliklerimizi olmuş gibi gösterme sanatı…

Okumayan, okuduğunu anlamayan, hazır birilerinin sırtından geçinen sonradan görme tayfası... Kaptırmışız gidiyoruz...

Okumanın, ilmin, bilim ve araştırmanın fanatikleştiği bir dünyada, alimin ve bilim adamının kıymetinin bilinmediği, herkesin kendisini alim olarak ve bilim adamı olarak gördüğü bir süreçte yaşıyoruz. Sosyal medyada kopyala yapıştır rezaleti ile gönlünü eğlendiren cehalet simsarları, ömründe tek kitap okumamış fikir fukaraları meydanı boş bulmuş, cirit atıyor...

Yabancı yazar çizerlere ait sözlerin, hadis gibi lanse edildiği, cehalet budalaları, aslı astarı olmayan cümlelerin Hadis diye yazılıp çizildiği sözüm ona cahil cühelalar takımı…

Her şeyi bildiğini zanneden, kendi bilgim bana yeter diyen ahmaklar ve ilmiyle amel etmeyen bedbahtlar.. Sosyal medya kirliliğine ilave olarak, yemek sofralarında nemrutvari görüntüler arasında, çöp bidonlarında ekmek kırıntılarını çıkartmaya çalışan çocuklara ağıt yakanlar, doğa harikası yerlerde poz verenler, uçaktan görüntü çekip, Sivaslı çavuş emminin patika yollarda çektiği çileye destan yazanlar, yüzme havuzlarında yıldızlı otellerin özel saunalarında Aylan bebeye gözyaşı dökmeye çalışanlar, özel yatlarda deniz sefası sürüp, kaçak teknelerle batan Suriyeli, Afganistanlı mazlumlara şiir yazanlar...

Kısacası ilmiyle amil olmayanlar...

her şeyi bildiğini sanıpta hiçbir şeyi bilmeyenler. "Boynuzsuz koyunun, Boynuzlu koyundan hakkını alacağı günün hesabını ve iç muhasebesini yapamayanlar, "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." Veciz sözünü idrak edemeyen yazar ve çizerler…

Bebekte, modada oturup, şehrin varoşlarında derme çatma barakalarda ömür tüketen Anadolu insanına ağıt yakanlar ,bütün bu birikmiş devasa sorunların ,sorumluluğumuzla ilgili kısmı için ne düşünüyorlar acaba..? Aslında ne düşündüğü değil bu hususlarla ilgili nasıl bir gayret içindedirler veya nasıl bir gayret içinde olmalıdırlar.

Bunun iç muhasebesinin nasıl yapılması gerektiğini merak ediyorum. Zira ulema ile ümera itibarının yerle bir edildiği şu yüzyılda ve bu coğrafyada, bin yıllık çağlara mühür vuran medeniyetin çocukları olarak, dönüp geriye baktığımızda muhteşem bir tarih ve kültür mirasını çağlara taşıyan kadim medeniyetimizin zengin bakiyeleri arasında neler kaybettiğimizi görebiliriz. Ve acilen kaybettiklerimizin muhasebesini yapmamız gerekir diye düşünüyorum. çünkü her geçen gün ahlaki kayıplarımız artış göstermekte buna dur demek, bunu engellemek için neler yapılmalı diye düşünen, düşünür, aydın ve mütefekkirlerin bu ahlaki çöküntü ile ilgili görüş ve düşüncelerinin biran önce hayata geçirmeleri gerekir. Dün yengem durumundan bir yazı paylaşmış, "happy birth day."diye, okuma yazması olmayan yengem durumundan paylaştığı için dikkatimi çekti, yengemi aradım teşekkür ettim, hayırdır ne teşekkürü deyince, dedim ki yengem durumunda ibretlik bir yazı paylaşmışsın, güldü ben okuma yazma bilmem, bizim torun yazmıştır dedi, evet işin acıtan tarafı bu... Torunlar eskiden babaannelerinin, dedelerinin dizinde edep, adap ve değerlerimize ait çok güzel nasihatlerle,cenk türküleri ve menkıbeleriyle yetiştirilirdi, şimdi roller değişmiş, değişen rollerle de (Z) kuşağı kontrolü eline geçirmiş gibi, peygamber sözleri , sahabe sözleri ve cenknameler yerine ne olduğuna pek anlam veremediğimiz bir sözü birde İngilizce yazarak nereye sürüklendiğimizin işaretlerini verirken ,burada kontrolü kaçırmak üzereyiz eğer kaçırırsak bir nesli ve gelecek 50 yılı kaçırmış ve katletmiş oluruz, aman dikkat geleceğimize kıymayalım...

 

Bir silkiniş ve bir dokunuş için ulema ve ümera iş başına diyerek sorumluluğumuzun bilinciyle hareket ederek neslimizi ikna ve geleceğimizi ihya etmek üzere işe başlayalım…

hepimiz çobanız ve sorumluluğumuz altındakilerden mesulüz, geliniz bu şuur ve bilinçle hareket edelim, geliniz çocuklarımıza sahip çıkalım, geliniz yine evlerimizi sevgi evi, muhabbet evi, şefkat evi ve hatta peygamber evi haline getirelim, evlerimizde yeniden sevgi ve merhamet tohumları yeşersin ve ben değil biz olalım, hak, hukuk, edep, adap, komşuluk ilişkileri, paylaşma, yardımlaşma gibi ihmal ettiğimiz ve küstürdüğümüz değerlerimizle barışalım, işte o zaman bir nesli yeniden ihya etmiş ve geleceğimizi teminat altına almış oluruz, herkesi göreve ve bu görevin şuuru ile hareket etmeye davet ediyorum, bu davete icabet eden herkese ne mutlu...

 

Orhan Güleşce

 

  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI