Mustafa Işık
  30-04-2019 18:03:00

Leyla’ya Mecnûn Bakmak

-Sevmek, öğrenmekle başlar.

Ne kadar çok şey öğrenirsek sevgimiz de o kadar artar.

 

 

Sevgimiz, muhatabımıza verebileceğimiz en güzel hediyemizdir. Bir ikramdır o, göklerden gelen, reddedilmesi sahibine saygısızlıktır. Kalbin şımarık çocuğudur sevgi. O şımarık çocuk hatırına en nazlısından özlenen bir avuç anne kokusudur.

 

Sevgi, haz veren varlığa karşı meyildir. Aşksa o meylin girift hâli. Adıyan’ın dediği gibi: “Mayın tarlasında yürümek kadar tehlikelidir.” Oysa hüznün ve kederin kollarına terk edilmiş bir tarla ki, kargalar bile konmaz bu yalnızlığa.

 

Öyle bir hüzün ki temmuzda üşütür, öyle bir keder ki şubatta terletir. Öyle bir yalnızlık ki koca evreni bir göze sığdırmayı başarır.

 

Bir annenin sözüdür, efendiler efendisinin kapısının eşiğine kadar gideni, içeriye adım attırmadan geri getirir. “Sevmek kuşların bir an boş bıraktıkları ağaçtır.” der, Anday. Sevmek, ruhun güzelliğidir, bedene ziynet, diye takılmıştır. Ruha giydirilmiş en güzelinden elbisedir, bembeyaz. Üzerinde en mahir ustaların bile muhayyel edemeyeceği nakışlarla bezeli bir esvaptır.

 

‘Baha biçilemez’ ederinde ki tüm zanaatkârlar, hattatlar, ustalar bu harikulâdeliğin karşısında el-pençe divan dururlar. Ama hiçbiri yanaktaki gamzeden sarkan bir tutam sıcak gülümsemenin mutluluğunu sevgiye eş kılamazlar.

 

Sevmek, Allah’ın rahmetinden, sonsuz hazinesinden, lütfundandır. El-Gani isminden gani gani hediyedir bize. Ama kıymetinin bilinmesi gerekir; devamı için çaba ister, emek ister sevgi. O, nazenin, ürkek bir kuş gibi, ürkütürsen, kıymet bilmezsen uçuverir avuçlarından ansızın. Gökte kendi adının yanına Habib’inin adını yazdırmasıdır. “Sen olmasaydın eğer âlemleri yaratmazdım,” nidasıdır.

 

“Aşk bedenin görevlisidir, oysa sevgi ruhun elçisidir.” der, Ali Şeriati. Aşk kelimesinin ‘ışk’ -sarmaşık kökünden geldiği malumunuzdur. Sarmaşık tohumu düştüğü dala, duvara, ağaca, gövdeye tutunarak büyür ve her tarafı sarıp sarmalar tıpkı gönle düşen aşk tohumu gibi. Gönle arsız kordan bir parça ateşin düştüğü beden ne bilecek ki âlemde ne mevsimidir.

 

Nasıl, büyüyüp dal budak salan sarmaşık zamanla saldığı dalı boğarsa, Aşk da kolunu kanadını kırar sahibinin, mecnûn edip ortalığa salar. Ah, arsız aşk! Sarmaşık da olsan bir annenin saçlarının kıvrımlarında gezinen parmaklarının verdiği yumuşaklığı veremezsin çocuğa.

 

Fahrüddün-i Irakî’nin deyimiyle “Aşk, tüm varlıklarda sarîdir.” Sarîdir aşk, bulaşıcıdır yani; tiryakiliktir, tutkudur. Sevebilmenin künhüne varmak demek, maşukun gölgesini görebilirim diye, bahçe kapısında saatler bekleyebilmek sabrını kuşanmaktır. Harabe kulübeyi somdan altın saray bilmektir. Biraz kepazeliktir, biraz da rezillik.

 

Sevebilmek, garip gönle kanat takıp Kaf Dağı’nın ardına sebepsiz uçabilmektir. Bülbülün güle olan sevdasıdır, Mecnûn’un Leyla’ya olan tutkusudur, Züleyha’nın ıstırabıdır. Ve benim duyulmaz çığlığım, Süveyla’mdır.

 

Şu âlem dahi Mevlâ tarafından aşka sebep olmuş da yaratılmıştır ki; yüce Allah’ın sevgisine muhatap kılmak için evvela Hz. Muhammed’i yaratmış ve sonra ona olan sevgisi hürmetine ‘künfeyekün’ deyip âlemleri var etmiştir. O ki muhatabını diyar diyar gezdirmiştir. Ne güzel dillendirmiş gönül dostu:

 

“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,

Muhammed’ siz muhabbetten ne hâsıl?”

 

”Aşk nedir? diye sormuşlar Mansur’a. Sabredip bekleyin, üç güne varmaz görürsünüz, demiş. Önce kollarını ayaklarını kesmişler. Her uzvu ‘Aşk’ diye dillenmiş. Asmışlar bedenini o yine ‘Aşk’ diye feryat figana durmuş. Yakıp küllerini nehre saçmışlar. Her bir zerresi Aşk ile ‘Enel-Hak’ diye yeri göğü inletmiş.

 

Ah olsun aşka ve onun hâllerine! Maşuka âşığın gözüyle bakabilmektir marifet. Halife, Leyla’ya sorar:

 

-Kays’ı deli edip çöllere salan sen misin? Hâlbuki diğer kadınlardan daha güzel de değilsin.” Leyla:

 

-Sen beni Mecnûn’a sor.”

 

Leyla’ya Mecnûn gözüyle bakabilmektir sevebilmek. Onun acısıyla ceylanlara sarılabilmektir.

 

Dünyanın en büyük mutluluk dağının ve en derin acı vadisinin arasında köprü kurabilmektir. Sağ yanağına inen tokada sol yanağı çevirmekle cevap verebilmektir. Sevgi, dünyaya cennetten düşmüş en tatlı, en acı meyvedir. Yediğim zaman hangi taraf dimağımıza denk gelmişse artık ona göre isimlendiririz. Onu ifadeye yeryüzündeki dillerden başka dil gerek; kelimelerden başka bir kelime.

 

Sırrın ifşasıdır biraz, perdeyi yırtmakla alâkalıdır, eğer sırları keşfe çıkmaya namzetsen. Vecd hâlidir biraz, öyle ki ayağa saplanan oku çıkarmak için huzura kendini adamaktır. Leyla’nın evinin önünden geçerken gözlerini gökyüzüne diken Mecnûn’a, ‘Neden Leyla’nın odasına bakmıyorsun. Belki onu görürsün’ diyenlere ‘Gölgesi Leyla’nın evinin üzerine düşen yıldız bana yeter.’ cevabını veren Mecnûn’un teslimiyetidir.

 

“Sevda ateşten gömlektir,” der, Perulu büyücüler. Sevebilmek, sevdiğinin sözünü tüm sözlere tercih etmektir. Onun hoşnutluğunu kazanmaya, her cefaya değer kılmaktır. Tutkunu olduğu tezek parçasını yedi yıl koynunda taşıyan, en sonunda da onu süte doğrayıp yiyen çobanın sabrından başka nedir ki!

 

Karşı kıyıdaki sevgilisini görme adına, yüzme bilmediği hâlde her gün Dicle nehrini geçip giden adamın sadakatidir sevebilmek; uzun zaman sonra sevdiğinin yüzündeki izi fark edip, soran ve sırı ifşa ettiği için Dicle nehrinde boğulan âşığın gerçekliğidir.

 

Aşk, Fuzûlî’nin nidasından başka bir şey değildir:

 

-“Aşk imiş her ne var âlemde. İlim bir kîl u kal imiş ancak.”

 

 

Mustafa IŞIK

  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI